07 Haziran 2008 Cumartesi

CENEVRE İSVİÇRE

Cenevre (Genève), İsviçre'de Cenevre Gölü kıyısındaki yer alan, İsviçre'nin en yüksek nüfuslu ikinci şehridir. Aynı ada sahip Cenevre kantonu'nun başkentidir. Nüfusu 185,526 (2004). İsviçre'nin en kozmopolit şehri olan Cenevre'de halkın %44.3'ünü yabancılar oluşturmaktadır.
Cenevre şehri CERN yüksek enerji fiziği laboratuarına, Birleşmiş Milletler'in Avrupa'daki merkezine ve bu kuruluşun birçok alt kuruluşuna ev sahipliği yapmaktadır.
Para birimi : İsviçre Frankı
Saat farkı : Saatlerinizi 1 saat geri alın.
Resmi dil : Almanca, Fransızca, Romence ve İngilizce konuşulan dillerdir
Sıcaklık : Sıcaklı diğer İsviçre şehirlerine nazaran daha yüksek olduğı söylenebilir. Kışın sıcaklık ortalaması 1 derece, yazın 25-30 dereceyi bulur.
Nüfus : Yaklaşık 180,000
Vize : Cenevre Türk vatandaşlarında vize istemektedir.
Şehir dünyada yaşaması en pahalı 10 şehirden biridir.

Alpler ve Jura dağlarının eteklerinde, dünyanın en büyük göllerinden olan Leman gölü çevresine kurulmuş olan Cenevre ye girdiğiniz an, gürültüden ve kalabalıktan uzakta, huzur içinde bir şehirle karşılaşırsınız.Cenevre yaşamak için oldukça rahat bir şehirdir. Yoğun bir trafik yok, kalabalık yok, korna sesi yok bunların yerine, sadece kendinizle baş başa kalabileceğiniz huzurlu bir tatil var.
Cenevre'ye tüm dünya ülkelerinde yıl boyunca bir çok ziyaretçi geldiği için, bir tatilden bekleyebileceğiniz her şey burada mevcut. Tasarım harikası oteller, lüks kafeler, ışıl ışıl vitrinler, hepsi birer tarihi eser konumunda olan binalar kısacası burada olması her şey var, olması gerekmeyen hiçbir şey de yok!
Bu kadar Cenevre'de ki huzur sessizlik ve sakinlikten bahsettik bu sakinliğin ve huzurun en büyük nedenlerinden bir tanesi ise, yeşil bir şehir olmasından kaynaklanmaktadır. Cenevre'de oldukça yeşil ve düzenli bir yapılaşmayla karşılaşacaksınız, evlerin mimarisi, bahçe düzenlerinin birbirleriyle uyumu ile Cenevre; yeşil düzenli, huzurlu ve de sakin....Cenevre etrafında Alp Dağları olmasına rağmen çok soğuk olmayan bir şehirdir. Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü şehirde yeşil bir bitki örtüsünün olmasının en büyük nedenlerinden bir tanesi de budur. Ancak ne kadar Akdeniz iklimi desek de, akşam saatlerinde Alp Dağlarının soğuğu hakimdir.
Bir çok şehre ve ülkeye çok yakın olan Cenevre'de günün birlik bile olsa başka şehirlere gidebilir, farklı yaşamlara tanık olabilirsiniz.
Cenevre ya da İsviçre'nin hangi şehri olursa olsun, çikolata ilk sırada anlatılacak olan şeylerden
biridir.Cenevre'de bulunan çikolata dükkanları, insanları kendilerine çekmek için, daha çikolataların tadına bile bakmadanşık ,çekici ve büyüleyici çikolata vitrinleri hazırlıyorlar. Büyüklü küçüklü değişik şekillerde ki çikolatalar sizi bir anda mutluluk diyarlarına alıp götürecektir.

GEZİLİP GÖRÜLECEK YERLERİ VE UNUTULAMAYANLARI:
İngiliz bahçesini gezmeyi unutmayın: Cenevre'de İngiliz bahçesi diye adlandırılan yer, Leman Gölü'nde ki fıskiyenin yakınlarında bulunuyor. Bu bahçede insan mekanizmasıyla çalışan ufak çaplı bir oyun parkı bulunuyor.
Rue de marche caddesini görmeden gelmeyin.
Güneşli havada bile üzerinize kalın bir şeyler almayı unutmayın.
Guguklu saatlerden satın almayı ihmal etmeyin.
Leman Gölü etrafında gezip,keyif yapın.
Gölün üzerinde bulunan fıskiyeyebakabildiğinizce uzun bakın , hayran kalacaksınız .
Raclette ( özel İsviçre peyniri) olmadan sabah kahvaltı yapmayın.
Çiçek saat: Cenevre bilindiği üzere saatleriyle ünlü bir şehirdir. Bu ünlerine ayrı bir ün katmak için sahilde bir bahçenin içine çiçeklerden bir saat yapmışlardır. Burası ellerinde fotoğraf makineleri ile gelen turistlerin yıl boyunca uğrak mekanıdır.

Camdan otobüs: Masallarda ki gibi camdan bir arabayla güzel bir şehir turu atmaya hayır demezsiniz değil mi?Yaz aylarında camları çıkartılarak tam anlamıyla açık hava şöleni yaşanan şehir gezisi otobüsünde, kış aylarında ise etrafı tamamen camla kapanıyor, yaklaşık 2 saatlik güzel bir şehir turu yapmak için oldukça keyifli bir seçim.


alıntıdır...


05 Haziran 2008 Perşembe

BEYAZ KENT LİZBON

Lizbon (Portekizce: Lisboa), Portekiz’in başkenti ve en büyük şehridir. Lizbon bölgesine bağlı Büyük Lizbon altbölgesinin belediyelerinden biridir. Tejo Nehri’nin oluşturduğu haliç üzerine kurulu olan Lizbon, Atlantik Okyanusu kıyısındadır.
2001 yılında 564.477 nüfusa sahip olan Lizbon şehrinin içinde bulunduğu "Lizbon Metropolitan Alanı"nın nüfusu 2005 yılında yaklaşık 2.700.000 civarındadır. Lizbon bölgesi Avrupa Birliği ortalamasının üzerindeki refah düzeyi ile Portekiz’in en zengin bölgesidir.
turistler 'Beyaz kent' tanımını kullanırlar bu şehir için. Gerçekten de eski kent Alfama'nın kıvrılarak yukarıya doğru uzanan daracık sokaklarını tırmanıp, tepeden kente ve limana baktığınız zaman sadece beyaz bir kent ve kırmızı damları görüyorsunuz.
Avrupa’nın en renkli başkentlerinden birisi olan Lizbon Roma ve İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulmuştur. 1260 yılından beri Portekiz’in başkenti olan şehir 16. yüzyılda Portekiz İmparatorluğu zamanında en ihtişamlı dönemini yaşamıştır.


Lizbon Avrupa’nın en sıcak başkentlerinden birisidir. İlkbahar ve yaz ayları genellikle güneşlidir. En yüksek sıcaklık 35º ile 40°C, en düşük sıcaklık 15º ile 20°C arasındadır. Sonbahar ve kış mevsimleri genellikle yağmurlu ve rüzgârlıdır ancak güneşli günlere de rastlanır. Sıcaklık nadiren 5°C’nin altına düşer. Bu mevsimlerin ortalama sıcaklığı 10°C civarındadır. Kar yağışı ise Lizbon'da çok nadir görünen bir yağış şeklidir. Ortalama olarak yılda 3.300 güneşli saat ve 100 yağmurlu gün vardır. Lizbon Gulf Stream’den oldukça etkilenmektedir.


GEZİLİP GÖRÜLMEYE DEĞER YERLERİ:

Baixa adı verilen şehir merkezi, 2004 yılında UNESCO Dünya Miras Listesinde yer almak üzere önerilmiştir. Baixa, 1755 yılında şehrin büyük kısmını yıkan depremden sonra planlanarak inşa edilmiştir ve meydanlar ile bezenmiş, dik kesişen bir cadde ve sokak ağına sahiptir. Baixa ‘nın doğusunda Lizbon’un kurulduğu yedi tepeden birinin üzerinde São Jorge Kalesi ve Lizbon Katedrali yer alır. İlin en eski mahallesi, Tejo Nehri’nin yakınındaki Alfama’dır. Bu mahalle tarih boyunca süregelen depremlerin çoğundan, fazla yara almadan kurtulmuştur. Diğer görülmeye değer yerler arasında:
*Praça do Comércio (Ticaret Meydanı) ve yakınlarındaki, güzel ön cephesiyle tanınan
* Nossa Senhora da Conceição Velha Kilisesi,
*Rossio Meydanı,
*Restauradores Meydanı,
* Elevador de Santa Justa ( 1900’lü yıllarda Baixa ve Bairro Alto’yu birbirine bağlamak için kurulan Neogotik tarzdaki asansör),
* Jerónimos Manastırı,
*Belém Kulesi,
*Padrão dos Descobrimentos (Keşifler Anıtı) ve
* Carmo Rahibe Manastırı sayılabilir.
*Restauradores Meydanı
Lizbon şehri mimari açıdan çok zengindir. Roma, Gotik, Manuelin, Barok, Geleneksel Portekiz, Modern ve postmodern tarzı yapılar şehrin her yerinde görülebilir. Şehirde aynı zamanda büyük bulvarlar ve bunların üzerinde de çeşitli anıtlar bulunur. Özellikle yukarı kısımda bulunan bu bulvarların arasında Avenida da Liberdade, Avenida Fontes Pereira de Mello, Avenida Almirante Reis ve Avenida da República sayılabilir. Şehrin önemli müzeleri arasında:
*Museu Nacional de Arte Antiga(Antik Sanat Ulusal Müzesi),
*Museu dos Azulejos (Portekiz tarzı Azulejo Mozaik Müzesi),
*Museu Calouste Gulbenkian (Calouste Gulbenkian Müzesi,
*çeşitli antik ve modern sanat eser koleksiyonları mevcuttur),
*Lisbon Oceanarium (Lizbon Okyanus Müzesi, Avrupa'daki en büyük Okyanus Müzesidir), *Centro Cultural de Belém (Kültür Merkezi),
*Museu Nacional dos Coches (Ulusal At arabası Müzesi, dünyadaki en geniş kraliyet at arabaları koleksiyonuna sahiptir) ve
*Museu da Farmácia (Eczacılık Müzesi) sayılabilir.
Lizbon'un opera salonu Teatro Nacional de São Carlos, özellikle sonbahar ve kış sezonunda yoğun gösterilere sahne olur. Diğer önemli tiyatro ve konser salonları arasında Centro Cultural de Belem, Teatro D. Maria ve Gulbenkian Vakfı sayılabilir.
Cristo Rei anıtı, nehrin sol kıyısında Almada’da bulunur. Tüm şehre hâkim bir noktada kolları açık şekilde görülen anıt heykel Rio de Janeiro’daki Corcovado anıt heykeline benzer. II. Dünya SavaŞı’ndan sonra Portekiz’in savaşın yıkımından kurtulmasına şükran amacıyla yapılmıştır.
Lizbon’da doğan bir Hristiyan azizin anısına Haziran ayında, beş gün süren ve caddelerde kutlanan bir festival yapılır. Ömrünü yoksullara adaması nedeniyle Katolik Kilisesi tarafından aziz ilan edilen ve Portekizli zengin bir aileden gelen Padua’lı Aziz Anthony (ya da Santo António) Lizbon’da doğmuştur. Şehrin koruyucu azizi olan Zaragoza’lı Vincent adına düzenlenen bir festival yoktur.
Parque Eduardo VII, şehir merkezinde yer alan en büyük parktır ve Avenida da Liberdade’nin devamında bulunur. Park adını, açılışı sırasında orada bulunan İngiltere Kralı VII. Edward’dan alır. Estufa Fria adı verilen kış bahçesinde çok çeşitli bitkiler bulunur.
Lizbon'da her yıl Lisbon Gay ve Lezbiyen Film Festivali düzenlenir.
alıntıdır...


02 Haziran 2008 Pazartesi

SAO PAULO


Sao Paulo, Brezilya'nın 26 eyaletinden birisinin başkenti ve ülkenin başlıca sanayi merkezlerinden biridir. 10 milyonu aşan nüfusuyla Güney Amerika'nın en büyük kentidir.
São Paulo, Brezilya'nın güneydoğusunda işlek bir liman olan Santos'tan 48 km uzakta, Serra do Mar tepeleri üzerinde kuruludur. Santos'a elektrikli tren hattı ve otoyolla bağlanmıştır. Bu tepelerden doğan Tietê Irmağı kentin hemen doğusundan geçer. São Paulo bir dizi küçük kasabaya ve geniş tarım alanlarıyla otlaklara tapeden bakar. Rio de Janeiro, São Paulo'nun 355 km kuzeydoğusunda yer alır.
São Paulo 1554'te Portekizli papazlarca bir Yerli yerleşim merkezi olarak kuruldu. Yerleşim yeri üç patikanın kesiştiği 800 metre yükseklikte bir tepedeydi. Kahve plantasyonlarının bölgenin başlıca zenginlik kaynağı haline geldiği 19. yüzyılda São Paulo gelişmeye başladı. Kısa süre sonra da bir sanayi, ticaret ve bankacılık merkezine dönüştü. Kent ve çevresinde İtalya, Portekiz, İspanya, Almanya ve Japonya'dan pek çok göçmen geldi. Portekizce konuşulan São Paulo'da halkın büyük bölümü Katolik'tir.

Kentin yakınlarındaki Cubatão'da Brezilya'nın en büyük petrol rafinerisi bulunur. São Paulo bölgesinde kahvenin yanı sıra şekerkamışı, pamuk, mısır, pirinç, fasulye ve meyve yetiştirilir. Sığır yetiştiriliciliği de yaygınlaşmaktadır. Kentte çok sayıda okul ve kütüphane bulunur. Yılanlar ve yılan sokmaları üzerinde araştırmalarıyla ünlü Butanta Enstitüsü de São Paulo'dadır.

Brezilya'nın önemli şehirlerinden olan Rio ile çok sıkı bir rekabet halinde olan Sao Paulo; Brezilya'nın en gelişmiş, kozmopolit eyaletlerindendir. Sao Paulo, kumsalları ve görülmeye değer müzeleri ile çok meşhurdur.

Müzeleri: "Yerel Müze", Maracana stadyumunda bulunan sporculara ait formaların sunulduğu "Maracana Müzesi" , "Modern Sanatlar Müzesi" , "Cumhuriyet Müzesi" gibi birçok müzeyi görmeden dönmeyi düşünmeyin. Brezilya hakkında daha detaylı bilgileri, müzeleri gezerek edinebilirsiniz.
ALINTIDIR..

01 Haziran 2008 Pazar

CAPOEİRA

Capoeira, (ka-pu-ey-ra şeklinde okunur) Brezilya'ya özgü, Afrika kökenli bir dövüş sanatıdır. Brezilya Portekizcesi'nde kelime anlamı büyük ormanlarda küçük ağaçsız alandır. Dövüş sanatının adı da buradan gelmektedir.

Capoeira Brezilya kaynaklı bir savunma sanatıdır.Brezilya'da yaşayan Afrika asıllı kölelerin kendilerini savunmak için geliştirdikleri bu saldırı kökenli spor bugün Brezilya başta olmak üzere Düyanın 48 ülkesinde resmi olarak yapılmaktadır. Estetik görünümü ve katı formlara sahip olmayışı Capoeira'yı diğer savunma sanatlarından ayırır. Bir çok insana göre Capoeira bir savaş sanatı, savunma sanatı ya da sadece bir dans olabilir. Brezilya'da Capoeira'nın kökenlerini yaratan köleler için Capoeira 'Özgürlüğe giden yol' olarak kabul görmüş ve yüzyıllar içinde kendine özgü bir yaşam felsefesi haline gelmiştir.

CAPOERİA NIN TARİHÇESİ

Aynı Amerika'da olduğu gibi bir zamanlar Brezilya'da da köleler vardı. Bu köleler özellikle şeker ve patates işçiliğinde ağır şartlarda çalıştırılıyordu. O zamanlar yaklaşık olarak 2 milyon zenci Afrika' dan Brezilya' ya getirildi. Bu köleler Afrika'nın değişik bölgelerinden getiriliyorlardı, dolayısıyla değişik kültürlere sahiptiler. Üç ana noktada toplandılar: Bahia, Recife ve Rio de Janeiro. Rio' da ve Recife' de bir çok değişik etnik gurubun oluşturduğu köleler bir araya geliyordu, zaman zaman bu guruplar kendi aralarında birbirlerine düşman oluyor ve bu da bir dayanışmayı imkansız kılıyordu.
Köleler bir zaman sonra hiç bir zaman kurtulamayacaklarını anladılar ve kaçmaya başladılar. Recife' de 40 kadar köle ayaklandı, beyaz adamları öldürdü ve köle kamplarını yaktılar. Daha sonra kendilerine köle tüccarlarından saklanabilecekleri güvenli bir mekan bulmaya karar verdiler. 'Quilombos' aylarca süren yolculuk sonunda güvenli olduğunu düşündükleri bir mekana ulaştılar. Uzun ve dayanıklı palmiye ağaçlarının çevrelediği bu mekanda ilk Afrika Topluluğu kurulmuş oldu. İşte bu toplulukta Capoeira'nın ilk temelleri atılmış oldu. Yıllar geçtikçe buradaki köleler diğer kaçanlarında etkisiyle çoğaldılar, çoğu zaman beyaz insanlar bu topluluğu yok etmek istedi fakat ormanlar içerisinde saklanan köleler her zaman tam donanımlı askerleri Capoeira ile püskürtmeyi başardı. Böylece Capoeira köleler arasında silah ve özgürlüğün sembolü olarak görülmeye başlandı. Topluluktan ayrılan bazı köleler diğer köle gruplarına katılarak onlara Capoeira öğretmeye başladılar. Haftanın her günü köleler gizli gizli Capoeira çalışıyorlardı. Beyaz insanlar müzik ve dans karışımı gibi görünen Capoeira'nın aslında ölümcül bir savaş sanatı olduğunu anlamadılar.
13 Mayıs 1888 tarihinde (yani kaçırıldıktan 250 yıl sonra) köleler özgür oldular. Bu günden sonra bazı Afrikalılar evlerine döndüler. Diğerleri çiftliklerde ve kasabalarda iş bulamadılar ve çoğu şehirlerde potansiyel suçlu oldular. Kalanlar yani Capoeira bilenler bu bilgilerini kullandılar ve çoğu politikacılara body-guard oldu. 1890'lı yıllarda azda olsa bazı üst tabaka insanlar Capoeira öğrenmeye başladılar bu politikacıları korkuttu ve korunmak için özel bir polis timi kuruldu. Bir kanun çıkarıldı bu kanunun B kısmında bazı Capoeira hareket , antrenman ve suç maddeleri bulunmaktaydı. Daha sonra Capoeira ile ilgilenen herhangi bir insanın anında cezalandırılması için bir kanun daha çıkarıldı.bu kanunlara karşılık olarak Sampio adında Capoeira ustası bir polis şefi bütün adamlarına capoeira öğretti ve bu şekilde suç işleyen bütün şebekelerin suyunu kuruttu. Fakat buda yeterli olamadı. Capoeira'yı yasaklayan kanun 1920 yılına kadar geçerliliğini korudu. İnsanlar gizli olarak halk dansı adı altında Capoeira çalışıyorlardı ve böylece çoğu töreyi korumuş oldular.
1937 yılında önemli ustalardan birisi (Mestre Bimba) bu sporu bir sanat olarak sunması için başkente çağrıldı, çok başarılı bir şekilde Capoeira'yı tanıtan usta evine dönünce yasal bir Capoeira okulu açtı. Bu şekilde Capoeira gün geçtikçe gelişti, ülke çapında tanınan ve uygulana bir spor haline geldi. Brezilya'da Capoeira artık her yerde, okullarda, kulüplerde, hatta orduda öğretilmeye başlandı.


CAPOERİA NASIL OYNANIR?

Capoeira oyuncuların oluşturduğu bir halkanın, yani ringin, içinde oynanır. Halkayı oluşturan oyuncular alkış tutup şarkı söylerlerken iki oyuncu grubun liderini selamlayarak ringe girer ve dövüşmeye başlarlar. Ringin lideri genelde seviyesi en yüksek olan oyuncu, ya da berimbau'yu çalan kişidir. Her ne kadar amaç iki oyuncunun birbirlerinin hareketlerini dikkatle izleyerek uyum içinde hareket etmesi ise de işlerin kızıştığına sıklıkla rastlanır. Özellikle topluma açık performanslarda bu uyum özelliği ve akrobasisi ön plana çıkarıldığı için çoğu kişi tarafından dans olarak görülmektedir. Fakat capoeira'nın dövüş sanatı olduğu unutulmamalıdır



CAPOEİRA TÜRLERİ NELERDİR?

Angola ve Regional olmak üzere iki genel tarzı vardır. Bunların dışında berimbaudan çıkan belli ritimlere göre oynanan oyunlar vardır: banguela, iuna, muidinho gibi.

Angola

Yavaş bir ritimle yere yakın oynanır. Amaç kurnazlık ve çeviklikle rakibi alt etmektir. İlk capoeira örneklerine daha yakın olduğu varsayılır. Mestrelerin oyunu da denmektedir. Müzik yavaş başlar ve oyunda buna bağlı olarak yavaştır. Angola oyunları uzun sürer ve bu süre içerisinde müzik hızlanır. Müzikle birlikte oyun da hızlanır. Müziğin ritmi ve şarkının sözleri oyunun karakterini etkiler. Yavaştan hızlıya doğru giden sadece bedenin değil aklında sınırlarının zorlandığı, mandinga adı verilen kandırma, kurnazlık oyunlarının bulunduğu bir tarzdır. Ayrıca en zengin orkestra angolada bulunur.

Regional
Bu tarz oyun yeri gelince oldukça hırçınlaşabilir. Regional, Mestre Bimba tarafından yaratılmıştır.
Banguela
İuna
Akrobasi ye dayalı jogoların yapıldığı oyun stilidir ve bu oyuna sadece formado (graduado) ve üstü seviyesine sahip capoeirista lar girebilir

Muidinho
Muidinho, Mestre Suassuna'nın tasarladığı bir oyun (joga) biçimidir. Oldukça zor bir stil olarak amacı dar alanlarda capoeira becerilerini sergileyebilmektir. Mestre Suassuna muidinho eğitimini öğrencilerinin bir masanın üstünde ya da altında oynayabilmelerine göre vermektedir.Tasarlama bir oyun olduğundan hareketler önceden belirlenmiştir ve genellikle halihazırda düzenlenmiş bir sıralamayla yapılmaktadır.

alıntıdır...

24 Mayıs 2008 Cumartesi

OXFORD ÜNİVERSİTESİ VE OXFORD ŞEHRİ

Oxford Üniversitesi (İngilizce:University of Oxford), İngiltere'nin Oxford kentinde bulunan bir üniversitedir. 12. yüzyılda kurulan okul, Anglo-sakson dünyanın en eski üniversitesidir. Günümüzde de dünyanın en saygın eğitim kurumlarındandır. Üniversite yaklaşık 130 ülkeden 18000'den fazla öğrenciye eğitim vermektedir.
Oxford Üniversitesi, kendi kendini yöneten 39 kolejin bir çeşit federal sistem içerisinde bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Bunlara ek olarak, Hıristiyan derneklerce kurulmuş yedi adet özel kolej de üniversiteye dahildir. Otuz kolej ve tüm özel kolejler hem lisans hem de lisansüstü seviyesinde öğrenci kabul etmektedir. Yedi kolej ise sadece lisans üstü öğrenci kabul ederken, bir kolej yalnızca akademisyenlere yöneliktir. Geriye kalan bir kolej ise yarı zamanlı eğitim alanında uzmanlaşmıştır.
. Bir akademik yıl 3 döneme bölünmüştür.
Michaelmas dönemi Ekim'den Aralık'a,
Hilary dönemi Ocak'tan Mart'a,
Trinity dönemi Nisan'dan Temmuz'a kadardır.
Dünya'da ise 2003 yılında THES - QS World University Rankings listesinde Harvard ve Cambridge'den sonra Dünya'nın en iyi 3. üniversitesi seçildi.

OXFORD ŞEHRİ HAKKINDA:
Oxford, kış aylarında sert bir iklime sahiptir ve genellikle bolyağışlıdır. Başkent Londra'ya 80 kilometre uzaklıkta olan ve 24 saat ulaşım imkanının bulunduğu Oxford, %26'lara ulaşan öğrenci nüfusu ile kültürel hareketliliğin İngiltere'deki merkezidir. Tüm şehre yayılmış olan Oxford Üniversitesi'nin tarihi binaları her yıl onbinlerce turisti Oxford'a çekmektedir. Yaz aylarında da ılık bir havanın hüküm sürdüğü şehirde sürprizlere her zaman hazırlıklı olmak gerektiği unutulmamalıdır.Yaz dönemi ortalama sıcaklığı 16 °C , kış dönemi ortalama sıcaklığı ise 3 °Ccivarındadır.
OXFORD UN GEZİLİP GÖRÜLECEK YERLERİ:
Ashmolean Müzesi ve Modern Sanat Müzesi sanat ve tarih meraklıları için tavsiye edilebilecek mekanlardır.
Cherwell Nehri'nde kano veya gondolla gezinti yapabilirsiniz.
Oxford Müzesi'nde şehrin tarihi hakkında ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.
Oxford Üniversitesi'nin çoğu ziyarete açık kolejlerini gezebilirsiniz.
Shakspeare'in doğum yeri olan Stratford'u gezebilirsiniz.
Üstü açık otobüslerle ya da bisikletlerle şehri gezebilirsiniz.
Sheldonian Anfi Tiyatrosu'nda bir etkinlik izleyebilirsiniz.
ALINTIDIR...

23 Mayıs 2008 Cuma

YUNANİSTAN

Yunanistan Cumhuriyeti (Yunanca: Ελληνική Δημοκρατία) ya da kısaca Yunanistan Güneydoğu Avrupa'da Balkan Yarımadası' nın güney ucunda yer alan bir ülke. Avrupa Birliği ve NATO üyesi Yunanistan, Türkiye'nin batı komşusudur.Başkenti Atina olan ülkenin nüfusu 10.665.989 kişidir. Resmi dili Yunanca, dini Hıristiyanlık (İslamiyet, Batı Trakya) ve para birimi Euro'dur. ...
Osmanlı Devletinin zayıflaması sürecinde, 19. yüzyılın büyük emperyal devletlerince İstanbul'un idaresinden çıkartılarak kurulan 28 yeni devletten biridir.
Yunanistan adı antik İyonya'nın (bugünkü İzmir, Aydın, Manisa bölgesi) Arapça ve Farsça söyleniş şeklinden gelir.

Orta Çağ'da Bizans İmparatorluğu ve sonra Osmanlı Devleti dönemlerinde Romalı anlamına gelen Rum adı kullanıldı.

Tarihçiler Yunanistan tarihini üç büyük bölüme ayırırlar; Eski Yunan tarihi, Orta Devir-Bizans tarihi ve Yeni Yunanistan tarihi. M.Ö. (2000-146) tarihleri arasında hayat süren Eski Yunanlıların bu devirleri de dört bölüme ayrılır;

M.Ö. (2000-500) yıllarına kahramanlık seneleri ve ilk olimpiyat seneleri adı verilir.

M.Ö. (500-400) yıllarında meydana gelen İran savaşları, medeniyet seneleridir.

M.Ö. (400-300) yılları eski Yunanlıların gerileme devridir. İskenderin Makedonya, Tiva ve İsparta istilaları bu devre dahildir.
M.Ö. (300-146) tarihleri dördüncü ve son devirdir. Bu son devre aynı zamanda Helenistik Dönem de denir. M.Ö. 146 yılında Roma İmparatorluğunun idaresi başlar. Romalılar M.S. 395’te ikiye ayrılınca Yunanlıların Orta Dönem ve Bizans tarihi başlar. Bizans İmparatorluğunun ilk hükümdarı Konstantin’dir.

Yunanistan'ın ilk sakinlerine sıklıkla Pelasgi, yani "deniz halkı" denirdi. Yarımadanın bu sakinleri kuzeyden göçen işgâlcilerin etkisi ile güneye kaçtılar. Birbiri ardı sıra gelen işgallerle güney kıyılarına ve Ege Adaları'na yayıldılar. M.Ö. 3200 civarında bölgeye yeni gelenler birlikte zamanla Yunancaya dönüşen bir Hint-Avrupa dili getirdiler.

Balkanlar'a göç eden Yunan kabilelerin kurmuş olduğu Yunan şehir devletleri demokrasinin ilk temellerinin atıldığı yerlerdir. Eshilos, Aristofanes, Evripides, Sofokles, Aristo, Eflatun, Sokrates, Heredot ve Ksenofon gibi büyük filozofların yetiştiği Atina, Sparta, Tebai ve Nakşa gibi büyük şehirler gerek birbirleriyle gerek o dönemin en önemli güçlerinden biri olan Persler ile üstünlük mücadelelerine girmişlerdir.
Antik Yunan uygarlığının zirveye çıktığı, en çok geliştiği dönemler İskender yönetiminde olmuştur. Yunan kültürü içinde bir eğitim almış olan İskender, babası Filip'in ölmeden önce hazırlamış olduğu ortamı kaybetmemiş, Antik Yunan kültürünü batıda Makedonya'dan doğuda Hindistan'a, kuzeyde Fergana'dan güneyde Mısır çöllerine kadar yaymıştır.

Yunanistan, genel olarak yazları sıcak, kışları ise ılık ve serin geçen, Akdeniz ikliminin tesiri altındadır. Ülke toprakları küçük olmasına rağmen, denizlerin ayırdığı ve oyarak meydana getirdiği girintili çıkıntılı kıyı bölgelerinde adalarda ve iç kesimlerde, bu iklim yer yer değişen ve başkalaşan bir özellik gösterir. Adalarda, kıyılarda ve Halkidiki Yarımadasında yumuşak Akdeniz iklimi hüküm sürer. Dağlık bölgelerde ve iç kesimlerde ise Akdeniz’in dağ iklimi mevcuttur. Kuzeye doğru gidildikçe kış ayları soğuk ve yaz ayları daha sıcak geçer. Yağış miktarı genel olarak düşüktür. Batı sahilleri daha çok yağış alır. Bu bölgelerde esen güneyin nemli rüzgarları bol yağış getirir. Fakat yükselen dağlar, bu rüzgarların doğuya geçmesine mani olur.

Yunanistan ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanır. Topraklarının % 29’una yakın bir bölümü tarıma elverişlidir. Çoğu bölgeler dağlık olduğundan tarım için müsait geniş ve verimli ovalar ve sulama ihtiyacı için gerekli akarsu miktarı azdır. Buna rağmen nüfusun % 30’una yakını tarım ve hayvancılıkla uğraşır. En önemli tarım ürünleri; tahıl, tütün, pamuk, pirinç, zeytin, üzüm, meyve ve sebzedir. Son yıllarda meyveciliğe ve sebzeciliğe çok önem verilmiştir. Özellikle kuru üzüm, limon ve portakal yetiştirilir. Hayvancılık gerektiği kadar gelişmemiştir. Kendisinin et ihtiyacını karşılayamamaktadır. Bu sebeple et dış pazarlardan satın alınmaktadır.
Yunanistan daha çok Federal Almanya, İtalya, Fransa, Benelüks devletleri, Japonya, Libya, ABD, İngiltere ve BDT ile ticari münasebetlerde bulunur.
Hayvancılığın geri olmasının başlıca sebebi yetersiz sayıdaki geniş otlak arazidir. Daha çok koyun, inek ve kümes hayvanları beslenir. Yunanistan balıkçılık bakımından çok gelişmiş bir ülkedir. Çok çeşitli türde balık avlanır ve yetiştirilir. İçinde soğutucuları bulunan özel balıkçı tekneleri yapılmıştır. Açık denizlerde avlanan balıkçı filosu, ülkeye dondurulmuş balık temin etmektedir.
alıntıdır...

15 Mayıs 2008 Perşembe

CENOVA

Cenova günümüzde İtalya'da bir şehirdir. Tarihte ise İtalyan Şehir devleti olan Ceneviz'in başkenti olmuştur. Ünlü kaşif Kristof Kolomb un doğduğu yerdir. Şehir nüfusu 620,000, çevresi ile 890,000 civarındadır. Şehir ismi diz anlamındadır. Şehir, coğrafi konumunun açı durumunda olması sebebiyle bu adı almıştır. Bundan dolayı da İsviçre'nin Cenevre şehrinin benzeridir.

İtalya’nın en büyük liman şehri olan Cenova, gerek görkemli gerek denizcilik alanındaki öncü geçmişi gerekse günümüze kadar iyi korunmuş tarihi yapısıyla ve de zengin mimari yapılarıyla çok yönlü bir liman ve ticaret merkezidir. Tarihte bir “Deniz Cumhuriyeti” olarak da bilinen Cenova antik döneme ait eserleri pek çok müzede sunmakta ve İtalyan zarafetini en iyi şeklide temsil etmektedir.


2004 yılında Avrupa Kültür Başkentliği iki ülke arasında paylaşıldı. Bir Fransa kenti olan Lille ve Liguria'nın başkenti Cenova.